Anoreksiya Nervoza

Giriş

Teoride Psikolojiye hoş geldiniz. Bu yazının konusu anoreksiya nervozadır. Psikolojinin tarihi ve alt alanları dışında da araştırma yazıları paylaşmaya karar verdim. Şu an için kendimi psikolojinin herhangi bir alanı ile kısıtlamayı düşünmüyorum. Elbette bu gelecekte değişebilir. Psikoloji alanındaki teorilere ve makale analizlerine yönelmeyi planlıyorum. Okumakta olduğunuz yazı da dahil olmak üzere araştırma yazılarımın hepsi literatür incelemesinin (literature review) kapsamına girmektedir. Literatür incelemesinin dışında makale incelemeleri (article review) de yazmayı planlıyorum. Gelişmelerden haberdar olmak için Türkçe veya İngilizce Instagram sayfasını takip edebilirsiniz.

Tanım

Anoreksiya nervoza veya “anoreksiya” karmaşık ve ciddi psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Yoğun kilo alma korkusu ve sağlıklı beden kilosunu kontrol edememe veya reddetme semptomları arasındadır. Anoreksiya ile ilişkilendirilen yeme bozuklukları kilo kontrol yöntemlerini ve sağlıksız kilo kaybını ve uygunsuz telafi etme davranışlarını içermektedir. Kişisel çarpık beden algısı anoreksiyanın ayırıcı özellikleri arasındadır. Anoreksiya olan kimseler az kilolu ve aşırı ince olmalarına rağmen kendilerinin aşırı kilolu olduğuna inanır ve öyle algılarlar (Shepphird, 2010).

Uyumsuz mükemmeliyetçilik düzeyleri karşılaştırıldığına anoreksiya hastalarının klinik tanı almayan gruba göre daha mükemmeliyetçi olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Norris ve ark., 2018). Bunun yanı sıra belirgin şekilde daha yüksek aleksitimi(duygu sağırlığı) ve depresyon oranlarına sahip olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda tüm yüz ifadelerinin anoreksiya hastaları tarafından daha hızlı tanındığı gözlemlenmiştir (Lulé ve ark., 2014).

Nörobiyolojik Bakış Açısı

Anoreksiyadan mustarip olan bireylerde bu hastalık gelecekte psikolojik, fiziksel ve duygusal değişikliklere neden olacaktır. Genetik faktörler anoreksiyayı etkilemektedir. Anoreksiyada bilişteki ve duygu düzenlemedeki değişiklerin nöral devrelerdeki değişiklerle ilişkili olması mümkündür. Nöral ağlardaki değişiklikler hastalığı devam ettirebilmektedir. Anoreksiya nervosa davranışının nöral devrelerde nasıl şifrelendiğini daha net anlamak daha etkili tedavilerin geliştirilmesinde anahtar işlevi görecektir (Burkert, 2016; Zipfel ve ark., 2015).

DSM-5’te (2007) yer alan tanısal işaretler aşağıdaki şekildedir:

  1. Lökoponi (kanda akyuvar hücrelerinin sayısının azalması) yaygındır. Ve genellikle lenfositoz (kanda lenfositlerin çoğalması) ile beraber ortaya çıkmaktadır.
  2. Hiperkolesterolemiye (kanda kolesterol yüksekliği) yaygındır. Hipomagnezemi (kanda magnezyum düşüklüğü), çinko eksikliği, hipofosfatemi ve hiperamilazemi zaman zaman gözlemlenmektedir.
  3. Tiroksin (T4) hormonu düzeyleri genellikle düşük-normal düzeyi aralığındadır. Ters triiyodotironin (T3) hormon seviyeleri yükselirken T3 seviyeleri düşmektedir.
  4. Bradikardi (düşük nabız) yaygınken nadiren düzensiz kalp atışı not alınmıştır.
  5. Düşük kemik mineral yoğunluğu ostopeni veya kemik erimesiyle beraber sık sık görülmektedir. Çatlak/kırık riski önemli ölçüde artmaktadır.
  6. Metabolik ensefalopatiyi (dejeneratif beyin hastalığı) yansıtan yaygın anormallikler, önemli sıvı ve elektrolit bozukluklarından kaynaklanabilir.
  7. Dinlenme enerjisi tüketilmesinde sıklıkla önemli bir azalma vardır.

Sosyokültürel Bakış Açısı

Anoreksiya nervosa; modern karmaşık sosyokültürel endişeleri, cinsiyeti kuşatan çatışmaları, cisimleştirmeyi ve öznelliği belirginleştiği görünmektedir. Bu hem kişisel sıkıntıların hem de toplumsal kaygıların dışavurumudur (Malson, 1998). Malson (1998) moda endüstrilerinin ve diyetin kızların ve kadınların yaşamı ile ölümü üzerindeki etkisinin göz ardı edilmeyecek olduğunu yazmıştır. Batı kültüründeki pek çok kadının hayatını kuşatan zarar verici ve üzücü “anoreksik” uygulamaların derinden iç içe geçtiğini ifade etmiştir. Yapılan bir anket çalışmasında sosyal sınıf bakımından eşleştirilmiş 59 anorektik kız ve 59 normal kız örneklemi oluşturmuştur. Toro ve ark. (1994) her iki grupta önemli farklılıklar bulmuştur. Anoreksiya hastalarının kilo kaybını teşvik eden sosyokültürel etkenlerle daha çok ilgilendiği sonucuna ulaşılmıştır.

Ölümcül Bir Rahatszılık: Anoreksiya

MEDLINE/PubMed, PsycINFO, Embase veri tabanları ve dört tam yazı koleksiyonu (Science Direct, Ingenta Select, Ovid ve Wiley-Blackwell Interscience) üzerinden yeme bozuklukları hakkında bir meta analiz çalışması yapılmıştır (Arcelus ve ark., 2011). Meta analizin sonuçları ise çarpıcı bir sonuca işaret etmektedir. Anoreksiya dolayısı ile ölen her beş kişiden biri intihar etmiştir.  Ve yeme bozuklukları arasında anoreksiya ölüm oranı bir yılda her 1000 kişiden 5 kişinin ölümüyle en ölümcül olan olarak bulunmuştur[yalnızca kadınlarla yapılan çalışmalarda biraz daha yüksektir] (Arcelus ve ark., 2011). DSM-5 (2013)’de ise anoreksiya için “intihar oranı bir yılda her 100.000 kişiden 12 kişi olarak rapor edilmiştir” ifadesi yer almaktadır. Anoreksiya nervozanın intihar riskini arttırdığı belirtilmiştir (APA, 2013). Buna ek olarak anoreksiya hastalarında intihar oranları genel nüfusa göre 50 kat daha yüksektir (Norris, 2018).

Sonuç

Anoreksiya nevrozanın nedenleri çok farklı faktörleri kapsamaktadır. Nörolojik, biyolojik, sosyal ve kültürel olarak daha çok çalışmanın yapılması önemlidir. Ancak anoreksiya üzerine yapılan çalışmaların uygulama noktasında yalnızca klinik ortamlar yeterli değildir. Uygulama noktasında medya ve çevre de rol almak durumundadır. İdeal vücut şekli ve kilosu kavramı içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda büyük bir endüstriye hizmet etmektedir. Çarpık güzellik algısı sosyal bakımdan internet ve diğer sosyal aygıtlar aracılığı ile dayatılmaya devam etmektedir. Sosyal ve kültürel noktalara yapılan vurgular tek başına yeterli olmayacaktır. Anoreksiya konusunda yukarıda yer verdiğim nörobiyolojik faktörler de göz ardı edilmemelidir. Ölüm ve intihar oranları göstermektedir ki anoreksiya çağımızın ölümcül hastalıklarından biridir. Kişisel anlamda çarpık güzellik algısını reddedebilir ve yeme bozukları hakkında farkındalık kazanmak için bu konular hakkında okumalar yapabiliriz.

Kaynakça

American Psychiatric Association. (2013). Anorexia Nervosa. In Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.).

Arcelus, J., Mitchell, A. J., Wales, J., & Nielsen, S. (2011). Mortality rates in patients with anorexia nervosa and other eating disorders, 68(7), 724-31. Arch Gen Psychiatry. https://doi.org/10.1001/archgenpsychiatry.2011.74

Burkert, N. T. (2016). Psychological and neurobiological aspects of eating disorders. Springer. https://doi.org/10.1007/978-3-658-13068-8

Lulé, D., Schulze, U. M. E., Bauer K., Schöll, F., Müller, S., Fladung, A. K., & Uttner, I. (2014). Anorexia nervosa and its relation to depression, anxiety, alexithymia and emotional prcessing deficits, 19, 209-216. Eat Weight Disord. https://doi.org/10.1007/s40519-014-0101-z

Malson, H. (1998). The Thin Woman. Routledge.

Norris, S. C., Gleaves, D. H., & Hutchinson, A. D. (2018). Anorexia nervosa and perfectionism: A meta-analysis, 52(3), 219-229. International Journal of Eating Disorders. https://doi.org/10.1002/eat.23009

Shepphird, S. F. (2010). 100 questions & answers about anorexia nervosa. Jones and Bartlett Publishers.

Toro, J., Salamero, M., & Martinez, E. (1994). Assessment of sociocultural influences on the aesthetic body shape model in anorexia nervosa. Acta Psychiatrica Scandinavica, 89(3), 147–151. https://doi.org/10.1111/j.1600-0447.1994.tb08084.x

Zipfel, S., Giel, K. E., Bulik, C. M., Hay, P., & Schmidt, U. (2015). Anorexia nervosa: Aetiology, assessment, and tratment, 2(12), 1099-111. Lancet Psychiatry. https://doi.org/10.1016/S2215-0366(15)00356-9.